CLIFFFORD LEE BURTON
CLIFFFORD LEE BURTON
Hızlı yaşayıp genç ölen, cesedi yakışıklı olan müzisyenlerin en sevilenlerinden biri Metallica'nın ilk üç albümünde pena sallayan bas gitarist Cliff Burton'dı. Yazının ' To Live Is To Die' eşliğinde okunması uygun olur... (10 Şubat 1962 - 27 Eylül 1986)

CLIFFFORD LEE BURTON
CLIFFFORD LEE BURTON

Dünyada her gün ortalama 155. 000 insan ölüyor. Her saniye başına 1. 08 insan. Akıl sağlığımızı koruyabilmek için, bunlardan sadece bir bölümüne üzülebiliyoruz. Akrabalara, arkadaşlara, tanıdığımız insanlara. Birlikte olmayı sevdiğimiz birinin artık varolmamasının bize kendi ölümlülüğümüzü hatırlatmasının yanı sıra, onunla geçirebileceğimiz zamanın çalınmış olması, o ölümü bizim şahsi kederimiz kılıyor. Hiç karşılaşmadığımız insanların ölümlerine de üzüldüğümüz oluyor. En başta da sanatçılarınkilere. Yollarımız yalnız yapıtları üzerinden kesişse dahi, onların ölümleri de bize geleceğimizden bazı parçaların eksildiği duygusunu yaşatıyor. Çizilememiş resimler, yazılamamış kitaplar, kaydedilememiş şarkılar asla giderilemeyecek travma bir merakın mimarları oluyorlar. Hiç şüphesiz "yaşasaydı ne olurdu" sorusunun en önemli muhataplarından biri de Metallica'nın ilk üç albümünde gösterdiği performansla ölümsüzleşen Cliff Burton.
The Misfits, Aerosmith, Black Sabbath, Jimi Hendrix, Ulrich Roth, Geddy Lee, Stanley Clarke, Lemmy ve Phil Lynott gibi isimlerden etkilenen Burton, 1976 yılında bas gitar çalmaya başladı. EZ Street adlı bir cover grubuyla bir süre takıldıktan sonra ilk ciddi grubu Trauma'ya katıldı. Metal Blade'in tarihi değeri çok yüksek olan ünlü "Metal Massacre" toplamalarının ikincisinde yer alan 'Such A Shame' parçası dışında yayınlanan bir kaydı olmasa da, Trauma San Fransisco civarında tanınan bir gruptu. 1982 yılında, basçıları Ron McGovney'den memnun olmayan Metallica üyeleri, Burton'ı Trauma ile izlediklerinde aradıkları adam olduğunu anlamış ve aylar süren ısrarların ardından gruba katılmayı kabul ettiğinde, sırf o istedi diye Los Angeles'dan San Fransisco'ya taşınmışlardı. 1983-1986 arasında yayınlanan "Kill'em All", "Ride The Lightening" ve başyapıt "Master Of Puppets" albümlerinde yer alan Burton, Heavy Metal'in çehresini değiştiren isimlerden biri olarak müzik tarihinin unutulmayacak isimleri arasına katıldı.
Ölüm, Burton'ı Metallica'nın patladığı albüm "Master Of Puppets"ın tanıtım turnesinin Avrupa ayağında, İsveç'te yakaladı. Stockholm konserinin ardından Copenhagen'a gitmek üzere yola çıkan turne otobüsü maalesef bir sonraki durağına ulaşamadı. Gruba göre şoför sarhoştu, şoföre göre yol buzluydu. Sebep ne olursa olsun, 27 Eylül 1986 gecesi Cliff Burton, 24 yaşındayken son uykusuna yatmış oldu. O uyurken yolda savrulan otobüsten fırlamış ve devrilen otobüsün altında kalmıştı. Belden yukarısı aracın altına sıkışan Burton'ın o anda öldüğü tahmin ediliyor. Diğer yolcuların hafif yaralarla atlattığı kaza sonrasında getirilen vincin otobüsü kaldırırken Burton'ın üzerine bir kez daha düşürdüğü doğru olmasına rağmen, internet'teki çeşitli kaynakların aksine, o sırada yaşıyor olması düşük bir ihtimal. 7 Ekim 1986 tarihinde Amerika'da gerçekleşen cenaze ile cesedi yakıldı ve külleri doğduğu topraklara serpildi. Onu tanıyan herkesin anlattığı ve verdiği ender röportajlardan anlaşıldığı üzere, mütevazı bir insandı. Para ve şöhret için müzik yapılmasını anlayamayan, "Rockstar" teriminden nefret eden, insan olarak kendinden ve müzisyen olarak yeteneğinden emin ama iddiasız bir kişiliği vardı.
Cliff Burton kadroya hiç katılmamış olsaydı Metallica nasıl olurdu, nerede olurdu; bilmek imkansız. Buna rağmen, Burton'ın gruba sadece besteleri ve icracılığıyla değil, kültürel anlamda da katkıda bulunduğunu biliyoruz. Tüm Heavy Metal camiasının en iyi söz yazarlarından biri olan James Hetfield'a H. P. Lovecraft eserlerini tanıtarak ufkunu genişleten oydu.
Müziğe yaklaşımındaki deneysellikten korkmayan tavrı ekibin diğer bestecileri Hetfield ve Ulrich adına kısa zamanda büyük gelişim anlamına geldi. Bunu görebilmek için, çoğunluğu Burton öncesi yazılmış "Kill'em All" albümünden başlayarak ilk üç albümü sırasıyla dinlemek yeterli. Metallica, Cliff Burton'lı dönemi boyunca hiç single yayınlamadı ve klip çektirmedi. Televizyon ve radyo desteği olmadan eski usülle, yani deli gibi turlayarak kazandıkları kült statüyü geçen yıllar içinde aşama aşama terk etmiş olsalar da, bugün dünyanın en meşhur metal grubunun başarısının ardındaki en önemli etkenlerden biri de Burton döneminde atılan sağlam temellerdir.

MERHUMU NASIL BİLİRDİNİZ?

Türk rock & metal dünyasının önde gelen isimlerine Cliff Burton'la ilgili duygu ve düşüncelerini sorduk.

BUKET DORAN ( Şebnem Ferah, Galactica, eski Volvox)
BUKET DORAN
BUKET DORAN
Metallica'nın yaratıcı ruhu, itici gücü... O gittikten sonra hiçbir şey eskisi gibi olamadı. Cliff ile birlikte yapılan üç albüm ( KeA ,RtL, MoP) benim ve sanırım pek çok müzisyenin hayatında çok özel bir yer edinmiştir. Çok nadir yaptığı röportajlarından birinde, her müzisyenin kendisini tamamen müziğe adayıp hayatın karşılarına çıkaracaklarından etkilenmeden devam etmeleri gerektiğini söylediğini okumuştum ve O da bildiğimiz kadarıyla bunu başarıyla uyguluyordu. Klasikten caza değişik türlerde çalışmalar yapıp ders almış, 6 yaşında piyano ile enstrüman çalmaya başlamış, 14 yaşında gitar öğrenmeye başlamış, kendini sürekli geliştirmiş. Müzik bilgisi ve bas gitar tekniğine, yaratıcı ve yenilikçi ruhunu eklemiş, edebiyata olan ilgisi sayesinde şarkı sözlerine de katkıda bulunmuştur. Melodik soloları, değişik zamanlamaları, arpejleri, düzenlemeleri, distortion ve wah efektlerini kullanışı ile hatırlanacağı kadar, uyumlu kişiliği, kırmızı Rickenbacker'ı ve uzun kızıl saçlarıyla sahnede yarattığı büyüsüyle de unutulmayacağını düşünüyorum...
CENK TURANLI ( Malt, Üçnoktabir, eski Antisilence)
CENK TURANLI
CENK TURANLI
Cliff Burton hakkında ne yazılabilir ki? Trauma'yı saymazsak ölümüne kadar sadece 3. 5 yıl metal dünyasına hizmet etmiş ve ölümünün üzerinden 21 yıl geçtikten sonra bile hala adından övgü ve saygıyla bahsedilen bir "müzik dehası" hakkında denilecek bir şeyler bulmak çok zor. Ama tartışmasız olarak söylenebilecek ilk şey şu ki: Cliff Burton bas gitara farklı bir boyut kazandırmış en büyük isimlerden biridir ve onun gibi bas çalan bir müzisyen hala çıkmamıştır. Metallica'yı keşfetmemin üzerinden sadece aylar geçmişken, ablamın takıntısı Hey dergisindeki bir haber, gençlik yıllarımın ilk yıkımlarından birini yaşatmıştı bana. Alman Bravo dergisinden çeviri bu haber, Cliff Burton'ın turne sırasında bir kaza da öldüğüyle ilgiliydi. 24 yaşındaydı. "Otobüsün rahat kısmında kim uyuyacak?" yarışını, en büyük iskambil kağıdını çekerek Kirk Hammett'a karşı kazanmıştı. Çektiği o kart son yolculuğunun biletiymiş meğer. Kimbilir daha neler yapacak, 'Anesthesia', 'Orion', 'For Whom The Bell Tolls' gibi daha ne klasiklere imza atacaktı. Rahatlıkla söyleyebilirim ki, beni en çok etkileyen "sanatçıların" başında gelir Cliff Burton. Bas gitardaki farklı tavrı, distortion yüklü tonu, wah pedalıyla yarattığı "çirkef" sesler, benzersiz sağ el tekniği, inanılmaz armoni yeteneği, gerçek bir "headbanger" olması, The Misfits takıntısı ve daha uzayıp giden bir liste. Sahnede wah ve distortion kullanmam (sağ el tekniğini direk geçiyoruz) ,The Misfits fanatiği olmam, en sevdiğim bas gitarın Rickenbacker olması (ki Lemmy'yi de es geçmeyelim), hatta en çok izlediğim video'nun "Cliff 'em All" olması da dahil, beni bu kadar çok etkileyen başka bir müzisyen yok diyebilirim. Ölmeseydi neler olurdu? Hala kendi kendime düşündüğüm bir sorudur. Aslında cevabı da yok. Başka da söyleyecek sözüm yok. O otobüsteki koltuktan daha rahat bir yerde uykusuna devam ettiğine eminim. Rahat uyu Cliff... 83'te Dave Mustaine'in sahnede onu anons ettiği gibi: "Cliff Burton... The major rager... And the 4 string motherf****r..."
OKAN TAN ( Rampage)
OKAN TAN
OKAN TAN
Bas gitara başlamama neden olan, Cliff Burton'lı Metallica'yı ilk olarak 1987'de, kasetlerin hüküm sürdüğü bir dönemde, "Master of Puppets" albümüyle dinlemiştim. Bir enstrümanın bir albüm üzerinde ne kadar etkili olabileceğini anladığım ilk deneyimimdi. Ardından da "Kill'em All" ve "Ride The Lightning" albümlerini. Üç albümün de ortak özelliği, bas gitarın bariz bir biçimde müziğe kattığı inanılmaz harmonilerdi. Cliff'i ilk olarak seyretmem, üniversitede okuduğum 1991 senesinde, "Cliff'em All" ev videosuyla olmuştu. O günü çok iyi hatırlıyorum, "Creeping Death" ile başlayan bu videoda Cliff sahnenin solunda gözümde adeta devleşmişti. Hele "Day on the Green, Oakland, 31 Ağustos 1985"te ‘For Whom the Bell Tolls'a girişi kelimenin tam anlamıyla tüylerimin diken diken olduğu bölümlerdendi. "Live USA 1985" konserinde bas gitarın, gitarlardan daha ön planda olması beni oldukça etkilemişti. Dergilerden ve daha sonra internet'ten hakkında daha fazla bilgiler öğrendikçe, Cliff'in ne kadar mütevazı bir müzisyen olduğunu anlamıştım. Dört sene gibi kısa sayılabilecek bir sürede, Metallica'yı dönemin zirvesine taşımıştı. Gerek giyim, gerekse yaşayış tarzı olarak oldukça sade ve gösterişten uzak olması bence Cliff'i Cliff yapan özelliklerdendi. Talihsiz kazada yaşamını yitirmesi metal dünyası için gerçekten büyük bir kayıptı. Aradan geçen 20 yıla rağmen kendisini saygı ile anıyoruz.
ADİL AKBAY ( eski False In Truth/ eski Abraxas)
ADİL AKBAY
ADİL AKBAY
Onun eşsiz bas çalış tekniğini duyduğunda şaşıranlar sadece Hetfield ve Ulrich değildi tabii ki. Dünyanın hemen her noktasında "Kill'em All" dinleyen binlerce insan 'Anesthesia' çalmaya başladığında farklı bir boyuta gitmişti, onlardan biri de bendim. Peki kimdi bu adam; bu bambaşka tarzı ile o anı değiştiren? O şekilde başladı Cliff Burton'ın hayatımın müzik tarafındaki en önemli parçalardan biri olması. Belki de garip bir rastlantı öldüğü sene heavy metal dinlemeye başlamamdı; galiba savrulan küllerinden bazıları 11 yaşında bir çocuğun saçlarına düşmüştü. Peki, etkileyen sadece farklı tekniği ve o soloyu atacak yeteneğe sahip olması mıydı, hayır; O'nda farklı bir şeyler vardı. Sahnedeki duruşu idi aslında etkileyen tarafı, attığı sololar kadar. İnsan olmanın temelinde yatan dürüstlük en büyük özelliği idi. O, yaptığı her şeyi an be an yaşıyordu, onun derdi daha iyi olmak, daha çok tanınmak değildi; sadece dürüst olmaktı. Yazdığı her şarkıda anlatmaya çalıştığı buydu: önce kendine, sonra tüm dünyaya dürüst olmak ve hissettiğinin peşinden gitmekti. Kesinlikle daha çok yolu vardı; etkileyeceği çok insan, anlatmak istediklerine aracı olacak çok şarkı ve içilecek çok bira ama... Dünyanın yalanlarla yok olmasına şahitlik etmekten yorulmuştun, umarım küllerinin savrulduğu yerlerde benzer yalanlar duymak zorunda kalmıyorsundur...

7 yıldır BLUE JEAN'in okuyucularına ücretsiz olarak sunduğu ve Türkiye'nin en çok okunan rock & metal dergisi olan HEADBANG artık ayrı bir dergi olarak çıkıyor! 2 ayda bir yayımlanan derginin Kasım-Aralık 2014 sayısı bayilerde!
Hesabım
Arama
Maillist
Kullanıcı:
Şifre:
Hesabım
Arama
Maillist

 
Hesabım
Arama
Maillist
GÖZYAŞLARIMIZI BİTTİ Mİ SANDIN?
Acı çekmenin, hayatın anlamlarından biri olabileceğini düşündünüz mü hiç? Kayıp cennetin dahi çocukları, yeni albümleri ''Faith Divides Us - Death Unites Us'' ile kalbimizi parçalamaya devam ediyor.
''HEDEFİM DİNLEYİCİLERİMİ HARİKA BİR SEYAHATA ÇIKARMAKTIR''
Gotik metal'in prensesi Liv Kristine, Leaves' Eyes ile türün en iyi örneklerine imza atmaya devam ediyor. Liv'le görüştük...
BÖLÜM 2:
* METAL DÜNYASININ KEPAZE OLAYLARI TOP 10 Bu derleme yazı için sizden gelen ''bi daha, bi daha'' baskısının önünde fazla direnemedik, yazarlarımız Mert ve Des Mond'u ikna ettik ve 10 kepaze olay daha hazırlattık. İyi okumalar...
BEYAZ PERDEDE ROCK & METAL FİLMLERİ:
* Bölüm 1 Nasıl futbol sadece futbol değilse, rock da sadece rock, heavy metal de sadece heavy metal değildir! Birer müzik türünün ismi olmalarının dışında hayatın her alanına etkide bulunan birer kültürdür rock ve metal. Sanata da yansır etkisi, çizgi romanlara, korku edebiyatına ve tabii ki dünyanın yedinci harikası sinemaya da... Gelin şimdi rock ve heavy metal'in beyazperdedeki izdüşümlerini bir irdeleyelim...
Bütün dosyalar
ANASAYFA | İŞ FIRSATLARI | BİZE ULAŞIN | KÜNYE | ABONELİK
© Bu site, Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır.
Sitenin isim ve yayın hakları Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş.'ye aittir. Sitede yayınlanan yazı, fotoğraf, harita, illüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz.