IAN GILLAN  : Röportaj No:149 | 27
İSTANBUL SEYİRCİSİ DÜNYANIN...

Bu yaz Deep Purple ile yeni bir randevumuz var. Hard rock'ın dünyadaki en prestijli gruplarından birini yeniden sahnede görmeden önce, vokalistleri Ian Gillan ile D.P., solo albümü, müzisyenlik ve Türkiye üzerine konuştuk.

IAN GILLAN
IAN GILLAN

Bu yaz İstanbul'da dördüncü kere sahne alacaksınız (daha önce iki kez Deep Purple ile, bir kez de solo olarak konser vermeye gelmişti) Önceki ziyaretlerde şehri gezme fırsatınız oldu mu?
İlk kez bu gelişte boş bir günüm olacak. Karım da benimle beraber geliyor, o yüzden mutlaka biraz alışveriş yaparız. Normalde haftada beş şehre uğruyoruz, o yüzden sabah erken kalkmadığın sürece dışarı çıkacak zaman bulmak zor. Ama bu sefer mutlaka yapacağım.
Bir sonraki D.P. albümü ile ilgili verebileceğiniz bir ayrıntı var mı?
Yok. Deep Purple için albümler şöyle birşeydir; bir gün durup "hadi bir albüm kaydedelim" deriz. Spontanedir. An itibariyle konser vererek çok eğleniyoruz. Belki gelecek senenin başında...
Deep Purple ile albüm yazmaya hala stüdyoda mı başlıyorsunuz yoksa siz veya diğer elemanların hazırlıklı geldiğiniz oluyor mu?
Deep Purple için bir gelenektir, stüdyoya giderken elimizde hiçbir şey olmaz. İçeri gireriz, ketılı açar, çay yaparız. "Köpeğin nasıl?", "o arabayı aldın mı?", "sizin takım ne yaptı öyle?", "çoluk çocuktan ne haber?" derken stüdyoya girip sıfırdan başlarız. Üç gün sonra elimizde iki veya üç işe yarar fikir olur ve ben haftanın sonuna doğru beş şarkının sözleri ile uğraşıyor olurum.
Solo projelerde durum nasıl?
Dışarıdaki projeler farklı. Epey bir şarkı yazıyorum; su anda elimde farklı düzeylerde tamamlanmış halde 40 tane falan var. Belki bir dahaki sefere birini alır kullanırım; kim bilir?
Şarkı sözlerini yazarken 'Smoke On The Water'ta olduğu gibi gerçek hayatta olmuş olaylardan mı yola çıkıyorsunuz, yoksa oturup müziği dinleyerek ilhamın notalardan gelmesini beklediğiniz oluyor mu?
İkisinden de biraz var. Çocukken bu işe başladığımızda kafiyeyi, ölçüyü, kelimelerin nabzını öğrenmemiz gerekti. Sonra da ünsüz harflerin vuruş değerlerini anlamanız gerekir; zanaatin incelikleri işte. Sonra birden farkettim ki kelimelerin sesleri başta anlamlarından daha önemlidir. Benim "abuk sabuk" dediğim bir yöntemim vardır. Melodiyi yakalamak, ritmi ve zamanlamayı ayarlamak için anlamsızca, tamamen saçmalayarak şarkı söylerim; kelimelerin düzenini oturturum ve şarkı sözleri spontane olarak bunun arkasından gelir. Bazen biraz daha uzun süre tabi ama genelde bir şarkının fikrini 20 dakika içinde bulamazsam bırakırım yoksa zoraki olur. Gerçek olaylar üzerine yazıyorum, evet. Bu günlerde biraz daha felsefi sözler de yazıyorum; ruhani ve politik şeyler. Eğer televizyonda veya gazetede beni sinirlendiren bir şey görürsem not alırım ve bir yıl, hatta iki yıl sonra hala o anı hatırlıyorumdur, çünkü kim ne giyiyordu, hava nasıldı gibi detayları da yazarım. Bence şarkı sözleri bir diyalog gibidir, o gün aklınızda neler olduğuna ve kiminle konuştuğunuza bağlıdırlar.
Diskografiniz böylesine zenginken konserlerde çalacağınız şarkıları nasıl seçiyorsunuz?
Bazı şarkılar kendilerini seçiyorlar; orada olmaları kesin. Bir Deep Purple konserinde dört etken vardır: İlki, çok bilinen şarkılar, genelde biraz daha eski olanlar; 'Speed King', 'Highway Star', 'Smoke On The Water', 'Space Truckin', 'Hush', 'Strange Kind Of Woman' vesaire vesaire... Konserde mutlaka bu tip şarkılar olur ve sonra daha az bilinenler gelir. Radyolarda pek çalınmayanlar, insanların o kadar aşina olmadığı. Ve tabii yeni materyal; son albümden 2-5 şarkı çalarız. En önemlisi de, her şeyi birbirine bağlayan doğaçlamalardır. Ne çıkacağını hiç bilmezsiniz, adı üzerinde doğaçlama oldukları için, her gece farklıdırlar. Yani konserlerimiz eski, yeni, az bilinen ve kimbilir olmak üzere dört etkenden oluşurlar.
Yani gruptan birisi "haydi bu gece şunu çalalım" der ve çalarsınız.
Sahneye çıkmadan önce konuşuruz. Açıklaması zor aslında. Biri gelir "şu şarkıyı çalalım" der, diğeri "iyi haydi çalalım" der, öbürü "hayır, bu gece onu çalmak istemiyorum" der, böyle işte.
Yeni solo albümünüz "One Eye To Morocco" konsepti nasıl oluştu?
Geçen sene Roger'ın (Glover) annesi öldü. O yüzden birkaç turneyi iptal etmek zorunda kaldık. Ben de birkaç müzisyen arkadaşımla çalışıyordum. Prodüktörüm "yeni şarkıların var mı?" diye sordu, ben de 40 civarı şarkı olduğunu söyledim. Önce içlerinden seçtiklerimizi prova ettik ve albümü çok kısa bir sürede kaydettik. "One Eye To Morocco", ister inan ister inanma, Polonya'da duyduğum bir deyim. Krakov şehrinin Yahudi mahallesindeydim, arkadaşım Tommy ile muhabbet ediyorduk, bana Oscar Schindler'i anlatıyordu. O konuşurken arkasından inanılmaz güzel bir kadın geçti ve gözüm ona takıldı. Arkadaşımın ne anlattığını tamamıyla unuttum ve kapıdan çıkıp gidene kadar gözüm üzerindeydi. Ona baktığımda bana parmağını uzattı ve "aa Ian'ın bir gözü Morocco'da" dedi. Polonya dilinde "şaşı olmak" demek, tam hali "Bir gözü Morocco'da, bir gözü Kafkaslar'da" (Bizdeki "bir gözü hanyada, bir gözü Konya'da" veya "eli iştei gözü oynaşta" gibi bir şey - Özgür). Deep Purple'ı Kafkaslar ve o kaçamağımı da Morocco gibi düşündüm.
Müzik kariyerinizde veya genel olarak hayatınızda henüz erişemediğiniz bir hedefiniz var mı?
Evet, aslında epeyce çok var ama sana neler olduklarını anlatamam. Hem zaten asla tam olarak ne olduklarını bilemezsin. Birkaç tane daha basit şarkı yazmak istiyorum. Birkaç hafta önce akustik (unplugged) bir konser verdim. Buna devam etmek istiyorum. Akustik bir albüm kaydetmek istiyorum; piyano, davul ve amfiler olmaksızın; atmosferik şeyler. Bitirmek için zamana çok ihtiyacım olan iki kitabım var. Bilim ve teoloji alanlarında araştırmalarla ilgiliyim. Yapacak pek çok ilginç işim var ve hepsi de yazmak ile alakalı.
Herhalde Deep Purple de artık, herkes gibi, albüm satışlarından ziyade turnelerden para kazanıyordur.
Hiç fikrim yok çünkü hesaplara bakmıyorum, menajerim ilgileniyor. Ama muhtemelen öyledir. Aslında hep öyleydi, Deep Purple hep bir canlı konser grubu oldu. Albümler de bir çeşit "bonus".
En sevdiğiniz DP yorumu kime ait?
Ha ha ne kadar iyi bir soru (hakkını yemeyeyim, Doğu'nun sorusu-Özgür). Zor da bir soru. Moskova Devlet Orkestrası'nın yorumları var, caz gruplarınınkiler var. Japonya'da klasik enstrümanlar ile inanılmaz bir 'Smoke On The Water' yorumu yapmış bir orkestra var. Ama biliyor musun, benim favorim Ebon The Tigress. O bir...ha ha ha... Brezilyalı striptizci. 'Smoke On The Water'ın samba ritmi ile soyunuyor. Eee... pek güzel bir kadın değil. Gösterisini izlemeye gittiğimde hayatımda ilk defa bir grup insanın "lütfen giysilerini giy" diye bağırdığını duydum (burada kopuyoruz). Evet, en sevdiğim budur. Ebon The Tigress'dan 'Smoke On The Water'
Bu soruyu cevaplamak isteyecek misiniz bilmem ama, Ritchie Blackmore ile görüşüyor musunuz?
Aman tanrım, o 20 yıl önceydi. Şöyle diyeyim, o zaman grup çok sıkıntılı, çok depresifti. Grup neredeyse ölmüştü; sona yaklaşıyordu. Ne zaman Ritchie grubu bıraktı; yağmur durdu, bulutlar kayboldu, güneş açtı. O zamandan beri her şey mükemmel. Bir daha o karanlık bölgeye girmek istemiyorum. Telefon açıp o karanlık adamla konuşma ihtiyacı hissetmiyorum. Teşekkürler, almayayım. Hayatım gayet eğlenceli ve tekrar o karanlık zamana dönmek istemiyorum çünkü olacağı o.
Mesaj alınmıştır. Bu arada, sanırım zamanımız doldu.
Evet, şunu söyleyebilir miyim, şimdiden seyircinin sesini duyabiliyorum. İstanbul seyircisi dünyanın en gürültülü üç seyircisinden biri. Roma, Buenos Aires ve İstanbul. Şimdiden seslerini duyuyorum.
Evet, ben de o seyirciye dahilim, teknik açıdan şu anda duyuyorsunuz...
Röportaj: Özgür Öğret

7 yıldır BLUE JEAN'in okuyucularına ücretsiz olarak sunduğu ve Türkiye'nin en çok okunan rock & metal dergisi olan HEADBANG artık ayrı bir dergi olarak çıkıyor! 2 ayda bir yayımlanan derginin Kasım-Aralık 2014 sayısı bayilerde!
Hesabım
Arama
Maillist
Kullanıcı:
Şifre:
Hesabım
Arama
Maillist

 
Hesabım
Arama
Maillist
GÖZYAŞLARIMIZI BİTTİ Mİ SANDIN?
Acı çekmenin, hayatın anlamlarından biri olabileceğini düşündünüz mü hiç? Kayıp cennetin dahi çocukları, yeni albümleri ''Faith Divides Us - Death Unites Us'' ile kalbimizi parçalamaya devam ediyor.
''HEDEFİM DİNLEYİCİLERİMİ HARİKA BİR SEYAHATA ÇIKARMAKTIR''
Gotik metal'in prensesi Liv Kristine, Leaves' Eyes ile türün en iyi örneklerine imza atmaya devam ediyor. Liv'le görüştük...
BÖLÜM 2:
* METAL DÜNYASININ KEPAZE OLAYLARI TOP 10 Bu derleme yazı için sizden gelen ''bi daha, bi daha'' baskısının önünde fazla direnemedik, yazarlarımız Mert ve Des Mond'u ikna ettik ve 10 kepaze olay daha hazırlattık. İyi okumalar...
BEYAZ PERDEDE ROCK & METAL FİLMLERİ:
* Bölüm 1 Nasıl futbol sadece futbol değilse, rock da sadece rock, heavy metal de sadece heavy metal değildir! Birer müzik türünün ismi olmalarının dışında hayatın her alanına etkide bulunan birer kültürdür rock ve metal. Sanata da yansır etkisi, çizgi romanlara, korku edebiyatına ve tabii ki dünyanın yedinci harikası sinemaya da... Gelin şimdi rock ve heavy metal'in beyazperdedeki izdüşümlerini bir irdeleyelim...
Bütün dosyalar
ANASAYFA | İŞ FIRSATLARI | BİZE ULAŞIN | KÜNYE | ABONELİK
© Bu site, Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır.
Sitenin isim ve yayın hakları Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş.'ye aittir. Sitede yayınlanan yazı, fotoğraf, harita, illüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz.