ELA  : Röportaj No:152 | 28
DELİLERE KULAK VER

''Aklını Delilere Ver'' adlı ilk albümünü geçtiğimiz ay piyasaya süren Ela grubundan Türkay ve İlkay Nişancı kardeşler ile Tuna Aydoslu, bir yaz akşamı Kemancı'nın bahçesinde bize içlerini döktüler, biz de bu sayfalara döktük.

ELA
ELA
Ela, ilk olarak Buğulu Cam adıyla akustik müzik yaparak yola çıkmış bir grup. Zaman dahilinde elemanların hepsinin rock ve metal geçmişleri olması sonucunda gerçekten istedikleri müziği yapmak üzere Ela adıyla devam etmeye karar verdiler. Bu adı seçmelerinde hem fonetik açıdan hoşlarına gitmesi, hem de ela renginin değişken, farklı ışıklarda farklı görünen bir renk olmasından dolayı onlar için eskiyle yeni, geçmişle gelecek arasında bir sentezi temsil etmesi etkili olmuş. Etkilenimleri dahilinde hemen her tür müzik olan bir grup için yerinde bir tercih.

FİLTRELENMİŞ DÜNYA
Tuzla'da bir tersanede, grubun adını taşıyan şarkıya çekilen ilk klibi konuşarak başlıyoruz. Aynı zamanda klip yönetmenliği ve sinema-televizyon mecralarında kurgu ile uğraşan İlkay'ın şahsi imkanlarını sonuna dek kullanarak çektiği 'Ela'; sadece rock alanında değil, genel anlamda bu ülkeden çıkmış en iddialı işlerden biri. Şarkı; sözlerde geçtiği üzere, hayatı filtrelerin arkasından gözlemliyor olmakla alakalı "Biz ağaca sadece ağaç olarak mı bakıyoruz? Mesela ben bir insanla ilk tanıştığımda, onu uzun saçlı gördüğümde, gerçekten bir kodlamayla mı bakıyorum, saf insan olarak bakabiliyor muyum, bakamıyor muyum, bunun üzerine bir şarkı yaptık." diye açıklıyor İlkay.
Klipte "Sultans of the Dance" afişinden hatırladığımız oyuncu Hasan Yalnızoğlu; içinde bulunduğu labirentten çıkmaya, kendini bulmaya çalışan bir karakter. İlkay hikayeyi şöyle özetliyor: "Bir gemi burnu var. Gerçek bir gemi sanıp üzerine çıkıyor; orada deniz var, bir ağaç var. Bunu huzura ulaşmak olarak görüyoruz fakat gördüğü şeyler aslında sahte. Bunu ona grubun söylemesi üzerine de kahramanımız Ela&'nın orada olduğunu farkedip onlarla bir çatışmaya giriyor. Orada 'Ela kim?' derseniz, Hasan'ın oynadığı rol kendi iç çatışmalarımızı yansıtıyor aslında."

KİM AKILLI, KİM DELİ?
Albümün genel temasını Türkay'dan dinliyoruz: "Biz toplum içerisinde 'deli' diye nitelendirdiğimiz insanlardan her zaman ürküyoruz. Biz şimdi burada otururken biri koşarak, bağırarak içeri girse birbirimizi koruma güdüsüne gireceğiz; bize zarar verebilir diye. Ama o 'deli' diye tabir ettiğimiz kişi o hareketi o kadar rahat yapabiliyor ki; kimse ona kızamıyor. Çünkü deli o, bunu yapabilir." diyerek konuya giriyor. Oradan mesela sokak hayvanlarının, şarapçı, berduş gibi hakir gördüklerimizin aslında ne kadar özgür olduklarına geliyoruz. "Sokağın ortasında uyuyabilirler, ne isterlerse yapabilirler, kimse onlara bir şey yapmaz, onları sorgulamaz. Ama ben veya sen gidip sokakta yatsak, bize 'Abi n'apıyorsun sen?' derler. Önce zaten sen kendine yediremezsin öyle bir şey yapmayı. Ben kişisel olarak söyleyeyim, o kadar özgür olmak istiyorum ama başta kendim engelliyorum; bana nasıl bakarlar, bana ne derler diye." diyor Türkay. Aklını zindanda gibi gördüğünü ve zindanla özgürlük arasındaki ilişkiyi anlatmak istediklerini söylüyor.

LAF OLMAYA BERİ GELMEYE
Albümdeki sözler, fonetik uysun diye yazılmamış, üzerinde uzun uzadıya düşünülmüş satırlardan oluşuyor. Hepimizin gündelik hayatlarımızda yaşadığımız, akıl ve kalp arasında kalmanın sıkıntısı var. Grubun ortak görüşü kalbin sesini dinlemenin doğru yol olduğu yönünde. Bu yüzden 'aklımızı delilere vermekte' fayda var. "Mesela bir rock konserinde veya festivalinde biraz özümüze dönüyoruz aslında. Ben istiyorum ki, biz bir yerde çaldığımızda insanlar oradan sokağa da öyle yayılsın." diye ekliyor İlkay. İnsanların mutlu oldukları halin, kendileri olabildikleri zaman olduğunu düşünüyorlar. Doğu, bu müzikte Türkçe söz yazmanın ender girişilen bir tercih olduğundan söz açıyor. Ela ise bu konuda iddialı. Türkay'ın müzik dışında da henüz yayınlanmamış edebi çalışmaları da var. Sözler "Agresif bir sound'a naif sayılabilecek bir yapıda gidiyor ama düşünmeye de sevk edecek cinsten." İlkay'a göre. Türkçenin doğru kullanıldığında yeterince zengin bir dil olduğunu düşünüyorlar. İngilizce olarak kendilerini bu kadar iyi ifade edemeyecekleri görüşündeler. Tuna ilk aşamada hitap ettikleri ülkenin Türkiye olmasından dolayı bunun o bakımdan da doğal bir tercih olduğunu söylüyor. Grup İngilizceye de kapalı değil ancak şu anda doğru zaman olduğunu düşünmüyorlar.

ALBÜM SÜRECİ
Mastering'i San Fransisco'da yapılan albüm, klip de dahil, 17 aylık bir çalışmanın ürünü. Ela alışılageldiği üzere konserler vererek müzik hayatına adım atmaktansa önce kayıta yoğunlaşmayı tercih etti. Ancak grubun beraber çalıştıkları akustik projenin de öncesinde farklı tarzlarda müzik geçmişleri ve canlı performans tecrübeleri var. Tuna; İlkay ve Türkay ile tanışmadan önce de, onlar akustik çalarken kendisinin de perküsyon ile ilgilendiğini, daha öncesinde gene onların metal çaldığı dönemde onun da aynı tarzla uğraştığını ama bu sırada birbirlerini tanımadıklarını anlatıyor. Özetle, Ela elemanlarının tanışmadıkları dönemde de müzisyenlik evreleri paralel gelişim ve değişim geçirmiş. Türkay'ın aynı zamanda tonmaister olarak çalışıyor olması da ne yapmak istediklerine karar verdikleri zaman hemen albüm yapmaya soyunmalarına katkıda bulunmuş. Ela'nın bu konuşma yapılırken bize katılamayan, albüm aşamasında gruba dahil olmuş bir diğer elemanı daha var: Cem Sandıkçı (Basgitarist).

İNTERNETTE ELA
www.ela-online.net/

www.myspace.com/elaband

www.facebook.com/pages/ELA/45253726300?ref=ts

http://www.youtube.com/watch?v=GxgyJWpMy6g

PATRON ALBÜM Gene albümle ilgili olarak, "Bizi albüm yönlendirdi, biz ne istiyorsak 'Hayır!' dedi, biz kesinlikle yönlendiremedik." diyor Türkay. İlkay da "Şarkı bunu istiyor mu?" diye bir kıstasları olduğundan bahsediyor. Mesela, Türkay ud da çalıyor; bunu kullanmak istemişler ama ellerinden bir şey gelmemiş, "albüm istememiş" çünkü. Sound da kayıtlar sırasında şekillenmiş. İlk başladıklarında şarkılar albümdeki sertlikte değiller, o bakımdan 17 ay albüm için aslında oldukça kısa bir süre sayılabilir. Besteler hazır olmasına rağmen yapıları, çaldıkça değişmiş. İlkay, kırılma noktasının albümün açılış şarkısı 'İrena'nın girişindeki riff olduğunu söylüyor. Hikayesi de oldukça komik. İlkay riff'i bulmuş ama "Acaba çok mu sert oldu?" diye diğerlerine çalmaya çekinmiş: "Türkay içeri gitmişti, ben öyle takılırken çalıyorum. Bir girdi içeri 'O ne!' diye. Çok beğendi!" diyor İlkay ve devam ediyor: "Girişteki o 180 metronom twinlerin olduğu (ağzıyla ritmi çalıyor)... dedim 'Bu ne?' 'Ben buldum' dedi 'Hayvan!' dedim, 'Ne söylemiyorsun, kendine mi saklayacaksın, mezara mı götüreceksin?" Oradan sonra Ela'nın müziği bugün albümde duyduğumuz haline doğru şekillenmiş.

İÇTEN GELEN
Doğu albümü sevse de, gitar tonunu hiç beğenmedi. Seksenler Türk metal'i tonlarına benzetti. Ben o görüşte değilim ama Doğu'ya katılan başka arkadaşlarımız da var. Türkay bu durumun herkesi memnun etmenin mümkün olmamasından dolayı doğal olduğunu söylüyor. "Her şeye açığız; gitar, davul tonları beğenilmeyebilir." şeklinde konuşarak savunmaya geçmiyor ama bunun "içlerine sinen" sound olduğunun da altını çiziyor. İlkay bunun, o içlerinden gelen müziği yapmaya başladıklarında patlayan doğal sound olduğunu söylüyor, "Hatta kayıtlar bittiğinde 'Farkında mısınız? Bir daha asla böyle bir sound'umuz olmayacak' dedim." diye de ekliyor. Klibe ve yurt dışında mastering aşamasına bakıp Ela'yı çok zengin insanlardan oluşan bir ekip zannetmeyin. Şartlar zorlanarak, eldekinin en iyisi kullanılarak yapılmış bir albüm bu. Fakat klasik Türk grubu bahanesi olan "imkanlar bu kadardı" gibi bir söylemleri de yok. "Yaptık, bitti, budur." demiyorlar kesinlikle ama şu anda sonuçtan memnunlar.
Ela, klibi ve albümüyle göz önüne çıktığı şu kısa süre dahilinde birbirine 180 derece zıt eleştiriler aldı. Çok beğeneni de, hiç beğenmeyeni de çıktı. Onlar için söylenebilecek en objektif şey; sıra dışı bir grup oldukları ve size verebileceğim en yerinde tavsiye ise, bu sayfadaki internet adreslerine uğrayıp kendi kararınızı vermeniz.

Röportaj: Özgür Öğret & Doğu Yücel

7 yıldır BLUE JEAN'in okuyucularına ücretsiz olarak sunduğu ve Türkiye'nin en çok okunan rock & metal dergisi olan HEADBANG artık ayrı bir dergi olarak çıkıyor! 2 ayda bir yayımlanan derginin Kasım-Aralık 2014 sayısı bayilerde!
Hesabım
Arama
Maillist
Kullanıcı:
Şifre:
Hesabım
Arama
Maillist

 
Hesabım
Arama
Maillist
GÖZYAŞLARIMIZI BİTTİ Mİ SANDIN?
Acı çekmenin, hayatın anlamlarından biri olabileceğini düşündünüz mü hiç? Kayıp cennetin dahi çocukları, yeni albümleri ''Faith Divides Us - Death Unites Us'' ile kalbimizi parçalamaya devam ediyor.
''HEDEFİM DİNLEYİCİLERİMİ HARİKA BİR SEYAHATA ÇIKARMAKTIR''
Gotik metal'in prensesi Liv Kristine, Leaves' Eyes ile türün en iyi örneklerine imza atmaya devam ediyor. Liv'le görüştük...
BÖLÜM 2:
* METAL DÜNYASININ KEPAZE OLAYLARI TOP 10 Bu derleme yazı için sizden gelen ''bi daha, bi daha'' baskısının önünde fazla direnemedik, yazarlarımız Mert ve Des Mond'u ikna ettik ve 10 kepaze olay daha hazırlattık. İyi okumalar...
BEYAZ PERDEDE ROCK & METAL FİLMLERİ:
* Bölüm 1 Nasıl futbol sadece futbol değilse, rock da sadece rock, heavy metal de sadece heavy metal değildir! Birer müzik türünün ismi olmalarının dışında hayatın her alanına etkide bulunan birer kültürdür rock ve metal. Sanata da yansır etkisi, çizgi romanlara, korku edebiyatına ve tabii ki dünyanın yedinci harikası sinemaya da... Gelin şimdi rock ve heavy metal'in beyazperdedeki izdüşümlerini bir irdeleyelim...
Bütün dosyalar
ANASAYFA | İŞ FIRSATLARI | BİZE ULAŞIN | KÜNYE | ABONELİK
© Bu site, Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır.
Sitenin isim ve yayın hakları Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş.'ye aittir. Sitede yayınlanan yazı, fotoğraf, harita, illüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz.