FAITH NO MORE  : Röportaj No:156 | 29
RÜYA GERÇEK OLDU!

Okuyacağınız satırlar konser anına kadar Faith No More hayranı olmayan ama onlara büyük saygı duyan biri tarafından kaleme alındı. Konserden sonra ise tüm içtenliğimle söyleyebilirim ki, ben de artık bir FNM hayranıyım.

FAITH NO MORE
FAITH NO MORE

Öncelikle okuyacağınız satırların önemine dair birkaç şey belirtmek istiyorum. Grup 11 yıllık aradan sonra tekrar toplandığında tek bir konuda hemfikirlerdi: “Başımıza ne geldiyse röportajlardan geldi, bu yüzden hiç kimseyle röportaj yapmayacağız.” İşte bu nedenle okuyacağınız söyleşi ve izlenimlerin “dünya basınında bir ilk” olma ihtimali çok yüksek. Peki, “Bunca işinin ehli adam varken neden sen oradaydın?” derseniz; “Grubun kurucusu ve bas gitaristi Billy Gould ile 10 yılı aşan dostluğumun (Belki de FNM hayranı olmadığım için dost kalabildik.) sağladığı ayrıcalıklar sayesinde.” derim. Giriş bölümünü, gelişmeye bağlayan şu satırda olayı biraz geriye konserden bir gün öncesine bağlayalım.

BİR GÜN ÖNCE…
Türk Hava Yolları’nın LH4533 sefer sayılı uçağı ile salı günü saat 11.30’da Atina’dan İstanbul’a geldi Faith No More elemanları. Ben haftalar öncesinden yazışmış olmama rağmen grubu ve dostum Bill’i, işlerimden dolayı havaalanında karşılayamadım. Saat 14.00 civarı Bill ile telefonlaştığımda bir gece önce uyuyamadıklarını ve akşama kadar otelde dinleneceklerini söyledi. Saat 19.00’da hem yemek yiyip hem de söyleşeceğimiz Sultanahmet’teki Kybele Restaurant / Hotel’de buluşmak üzere sözleştik. Ben mekâna biraz erken gidip sokaktaki masalardan birine oturarak bira içmeye başladım. O sırada şans eseri konser için İsviçre’den gelen bir çiftle tanıştım. Saat 18.30 civarı Bill hariç tüm grup oradaydı. Yanlarına yaklaşıp akşam yemekte onlarla olacağımı ve Bill’in nerede olduğunu sordum. Mike Patton, hiç de yapay olmayan bir samimiyetle Bill’in birazdan geleceğini söyleyip ayaküstü benimle muhabbet etti. İnsanda uyandırdığı ilk izlenim; yaşını hiç göstermediği, o sahnedeki şımarık, psikopat adamdan zerre iz yok şeklindeydi. Oldukça alçak gönüllü ve sade olmasına rağmen gözlerinden zekâ fışkırıyordu. Esprilere katılış tarzı ve suratındaki, tabiri caizse p.ç gülümseme ile herkesin arkadaş olmak isteyeceği cinsten bir adamdı. Gitaristle beraber hamama gittiklerini anlattı. Zaten suratları hamam deneyiminden sonra ay parçası gibi parlıyordu. Ben masama döndükten kısa bir süre sonra Bill grubun minibüsüyle mekâna geldi, yanında Türk organizatörler ve grubun turne ekibi vardı. Yemeğe geçmeden önce organizasyondan Necati Albini, ben ve Bill sokakta oturup bira içtik. Bu sırada Bill’e “Dünyayı Kurtaran Adam” DVD’sini hediye edip filmin hikâyesini anlatınca çok heyecanlandı, hatta yemek boyunca Mike Patton’la DVD’ye göz attılar. Onun yanı sıra birkaç müzik CD’si ve Bill’in benden istediği Radical Noise tişörtünü verdim. Daha sonra mekâna geçtik. Kybele, herkesin görmesi gereken karakter sahibi, süper bir yer. Sahipleri zaten FNM’i bildiğinden gruba ev sahipliği yaptılar. Toplam 20 kişi kadar olan grup ve ekibine yer sofrası hazırladılar. İşte bu sırada ben Bill ve Mike’a bu akşam konuşacaklarımızı, soracağım soruları, röportaj-makale tarzında kaleme alıp alamayacağımı sordum. Grubun hacı sakallı menajeri de hemen lafa atladı ve “Grup kimseye röportaj vermiyor.” dedi. Neyse ki Bill ve Mike ilk defa geldikleri Türkiye için bir ayrıcalık yaptı. Bu sırada açık büfe yemekler grup elemanları arasında neredeyse galeyana neden oldu. Börek, ezme ve haydariler deyim yerindeyse silinip süpürüldü. Bu sırada gruptan kimse sigara içmiyor, alkole ise çok mesafeli duruyorlardı. Mike Patton, gece boyu sadece iki bardak bira ve bir kadeh rakı içti. Bill ve ben ise gerek obez, gerekse de alkolik nesil kardeşliğinden olsa gerek hem yemeğin hem de alkolün sınırlarının nereye gidebileceğini test etmeye koyulduk. Bizim yer soframızda Mike Patton ve Billy Gould oturuyordu. Bir yandan önümdeki börekleri yerken, diğer yandan da sorularımı yöneltmeye başladım.

RÖPORTAJ

Bill sana bir şey soracağım; açıkçası seni 2 sene önce son defa Frankfurt'ta gördüğümde çok bitkin ve daha yaşlı görünüyordun. (Adam 47'sine merdiven dayadı!) Şimdi ise turp gibisin, detoks kampına falan mı gittin yoksa?
Bill: Sanırım grup Avrupa turnesi için bir araya geldiğinden beri üzerimdeki tüm negatif enerji dağıldı. Gerçi müzikten hiç kopmamıştım ama basgitar çalmak ve FNM ile turlamak özlediğim şeylerdi. Daha doğrusu grubu 1981'de kurduğumdan beri yaptığım şeyin adeta uyuşturucu gibi bağımlılık yapacağını biliyordum. İşte adeta bir bağımlı gibi tekrar gruba kavuşmak beni çok mutlu etti.
Dedi ve patlıcan kızartmasına pide bandı. Tam bu sırada Mike, gülerek elindeki ufak bir poşetten kareli bir boxer çıkardı. Ben doğal olarak biraz tırstım.

Mike o ne?
Mike: Boxer! Biraz önce hamama gittik, orada hediye ettiler. Ben de anlamadım sebebini ama hediye diye aldım (İşte yine bize has estetik problemi. İnsan peştamal hediye eder, ne bileyim sabun, hamam tası filan eder. Ama onun yerine en adisinden Çin malı boxer!)
Anladım. Bir şey merak ediyorum, turnenin şu ana dek gerçekleşen konserleri arasında hangisi sizin için çok özeldi?
Mike: Moskova

Bill: Kesinlikle Moskova. İnanılmaz bir kalabalık ve atmosfer vardı. Tarif etmesi gerçekten çok güç. Onun dışında Helsinki gibi küçük şehirde 2 saat içinde 13.000 bilet satıldı ve gerçekten güzel bir konserdi.
İstanbul gibi büyük bir şehirde ne yazık ki bu kadar çok seyirciye çalamayacaksınız.
Bill: Olsun, bizim için aslında kalabalıklar çok bir şey ifade etmiyor, bizi gerçekten seven insanlar sahne önünde olduğu sürece kaç kişi oldukları önemli değil.
İnanılmaz büyük bir kitleniz olan Amerika'da tek konser dahi vermediniz. Bu bir tepki mi?
Mike: Hayır, tepki falan değil, sadece çıkmak istediğimiz festivallerin tarihleri bize uymuyordu. Açıkçası öncelikle bizi Avrupa heyecanlandırdığından tamamen buraya yoğunlaştık.
Evet Mike, senin Avrupa maceran da vardı. Yanılmıyorsam İtalya'da yaşadın.
Mike: Evet, Bologna'da evim vardı, 7 yıl bir İtalyan'la evliydim. Boşandıktan sonra zaten o evi de sattım ama neyse bu konuyu kapayalım.

Bill: Ben de 1 sene Barselona'da yaşadım. İstanbul'a her gelişimde nedense bir Barselona havası sezinliyorum.
Bu sırada gecenin ana menüsü olan hünkârbeğendi servis yapılırken konu yine yemeğe döndü. Bana içindekinin ne olduğunu sordular. Ben de anlatırken fark etmeden patlıcan'ın İngilizcesi yerine Almancasını söyledim Mike da nezaketen anlamamasına rağmen "Ok" dedi, tam o sırada birazcık Almanca bilen Bill durumu düzeltti. Yemeğe bayıldılar. Bu arada grubun gitaristi ve davulcusu kendi ekipleri ve aralarında muhabbet ederlerken fark ettim ki bir kulakları hep bizdeydi ve arada sırada muhabbete giriyorlar ya da ilgiyle dinliyorlardı.

En son turne diyorduk...
Bill: Evet, Avrupa'dan sonra Güney Amerika'da bir iki konser vereceğiz, orası için feci heyecanlıyım. Amerika içinse acele etmiyoruz. Ama kim bilir, belki kendi şehrimiz San Francisco'da bir konser veririz.
HEADBANG VE TÜRKİYE MUHABBETİ

Bu sırada aklıma geldi ve ikisine bizim dergiyi gösterdim. İkisi de dergiyi dikkatle incelediler.
Mike: Anlaşılan ülkenizde metal çok seviliyor.
Evet. Sizin beğendiğiniz kimler var?
Mike: Kesinlikle Napalm Death!

Bill: Napalm Death her şeyin ötesinde, çok farklı bir grup onlar. İstanbul'da çaldılar mı, sahnedeki enerjileri inanılmaz.
Evet çaldılar, ben askerdeydim, izleyemedim...

Daha sonra Mike benim dergide yazdığımı hatırlayınca ufak bir soğukluk oldu ama çabuk geçti ben de bunu bahane ederek sordum:

Basına karşı neden bu kadar soğuksunuz?
Mike: Soğuk değiliz. Şu anda bizi bağlayan bir firmamız yok, yeni albüm de yok. Açıkçası tanıtmamız gereken hiçbir şey yok, sadece konserlerden keyif almaya bakıyoruz hepsi bu.
Bu konuştuklarımızı yazacağımı biliyorsun değil mi?
Bill: Sen yazabilirsin. Söylediklerimizi çarpıtmayacağını biliyorum.(Bu arada yine aylar önce Bill'le Headbang için röportaj yapmıştım). Şunu unutma Emre, biz dağılmadan önce başımıza ne geldiyse basında çıkan demeçlerden ve plak firmalarının üzerimizde yarattığı stresten geldi. 11 yıl sonra tekrar bir araya gelmişken böyle şeylerin dostluğumuza ve gruba tekrar zarar vermesine müsaade etmeyeceğiz.
GERİ DÖNÜŞ HİKAYESİ

Bill madem konu açıldı sanırım en çok merak edilen soruya geleyim. Nasıl oldu bu geri dönüş? Daha doğrusu ilk kim aradı?
Mike (Söze girip): Ben değil.

Bill: Ben de değil. Ama şöyle özetleyebilirim. 11 sene boyunca birbirimizle hiç konuşmadık; ciddi anlamda dargın da değildik ama konuşmadık işte. Geçen sene klavyecimiz Roddy telefon açtı ve evleneceğini söyleyip hepimizi ailesinin evindeki düğüne davet etti. Ben o sırada Sırbistan'da takılıyordum, gidemedim. Diğer elemanlar gitmişler, oradaki ortamdan olsa gerek birbirleriyle muhabbete koyulmuşlar, sonra menajerimize haber verdiler, o da bana ulaştı ve zaten yıllardır aklımızda olan ama gerçekleştirmeye cesaret edemediğimiz toparlanma fikrini konuştuk. Sonra belirli konularda ortak karara vardık. Mesela basını ve plak firmalarını bu işe karıştırmayacaktık. Sonra da provalara başladık.
Anlaşılan yeni bir albüm şu an için ufukta görünmüyor.
Bill: Tabii ki elimizde birikmiş fikirler, besteler var ama şu anda bu strese girmeyi düşünmüyoruz. Açıkçası turne yapmak çok daha eğlenceli, eski şarkılarımız hala canlı olarak kulağa çok hoş geliyor. Öncelikle bunun tadını çıkaracağız. Turneler bitince o anki hissettiklerimize göre neden olmasın? Zaman gösterecek.
Bill bu arada birasını bitirmiş rakıya geçmişti. Mike ise yavaşça birasını içiyordu. Kendisine "Mike sanırım turne için kendine dikkat ediyorsun?" diye sordum.
Mike: Yoo ben genelde böyleyim, kahve dışında zararlı bir alışkanlığım yok.
KONSER GÜNÜ
Kendilerine isterlerse muhabbetimize Asmalı Mescit veya Ortaköy sahilde devam edebileceğimizi söyledim. Grubun Bill hariç tüm elemanları Atina konseri sonrası uyumadığı için erkenden yatağa gitmeyi planladıklarını söylediler. Hep birlikte mekândan ayrıldık. Grubun ve ekibin tamamı otele gitti. Sadece Bill bizimle Taksim’e geldi. Orada son biramızı içerken Bill, Romanya konserini ayarlayan kişinin konser için evi ipotek ettirip para bulduğundan, Jello Biafra ile olan projelerinden ve Jello’nun Türk underground’unu ne kadar iyi bildiğinden, kendisinin yarı Yahudi olmasına rağmen İsrail’in takındığı tavırdan nefret ettiğinden, Amerika’nın da başının genleriyle oynanmış tohumlarla belada olduğundan, Los Angeles’ta eşcinsel evliliğinin tekrar yasaklanacağından bahsetti. Sonra ayrıldık. Grubun ertesi gün yapacağı boğazda tekne turu, kapalı çarşı faslı ve Kadıköy’deki gezintilerine işlerimin yoğunluğundan katılamadım. Daha sonra aldığım bilgilere göre Akmar Pasajı’nda Klasik Türk Müziği, Modern Folk Ülüsü, Melahat Pars, Erol Büyükburç, Mustafa Sağyaşar, Mediha Demirkıran plakları ile “Altın Mikrofon” ve Mavi Işıklar CD’leri almışlar ve Çiya’da mantı yemişler.

Emre Şahin

7 yıldır BLUE JEAN'in okuyucularına ücretsiz olarak sunduğu ve Türkiye'nin en çok okunan rock & metal dergisi olan HEADBANG artık ayrı bir dergi olarak çıkıyor! 2 ayda bir yayımlanan derginin Kasım-Aralık 2014 sayısı bayilerde!
Hesabım
Arama
Maillist
Kullanıcı:
Şifre:
Hesabım
Arama
Maillist

 
Hesabım
Arama
Maillist
GÖZYAŞLARIMIZI BİTTİ Mİ SANDIN?
Acı çekmenin, hayatın anlamlarından biri olabileceğini düşündünüz mü hiç? Kayıp cennetin dahi çocukları, yeni albümleri ''Faith Divides Us - Death Unites Us'' ile kalbimizi parçalamaya devam ediyor.
''HEDEFİM DİNLEYİCİLERİMİ HARİKA BİR SEYAHATA ÇIKARMAKTIR''
Gotik metal'in prensesi Liv Kristine, Leaves' Eyes ile türün en iyi örneklerine imza atmaya devam ediyor. Liv'le görüştük...
BÖLÜM 2:
* METAL DÜNYASININ KEPAZE OLAYLARI TOP 10 Bu derleme yazı için sizden gelen ''bi daha, bi daha'' baskısının önünde fazla direnemedik, yazarlarımız Mert ve Des Mond'u ikna ettik ve 10 kepaze olay daha hazırlattık. İyi okumalar...
BEYAZ PERDEDE ROCK & METAL FİLMLERİ:
* Bölüm 1 Nasıl futbol sadece futbol değilse, rock da sadece rock, heavy metal de sadece heavy metal değildir! Birer müzik türünün ismi olmalarının dışında hayatın her alanına etkide bulunan birer kültürdür rock ve metal. Sanata da yansır etkisi, çizgi romanlara, korku edebiyatına ve tabii ki dünyanın yedinci harikası sinemaya da... Gelin şimdi rock ve heavy metal'in beyazperdedeki izdüşümlerini bir irdeleyelim...
Bütün dosyalar
ANASAYFA | İŞ FIRSATLARI | BİZE ULAŞIN | KÜNYE | ABONELİK
© Bu site, Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. tarafından T.C. yasalarına uygun olarak yayınlanmaktadır.
Sitenin isim ve yayın hakları Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş.'ye aittir. Sitede yayınlanan yazı, fotoğraf, harita, illüstrasyon ve konuların her hakkı saklıdır. İzinsiz, kaynak gösterilerek dahi alıntı yapılamaz.